İşte buna Yürek denir, Kalem denir , Cesaret denir !!!

Seni Bu Yamyam Kibrin  Bitirecek

Billboardlardaki  resimlerine baktım; güya “kudretli” görünesin diye en çılgın  bakışlı fotoğraflarını seçmişler. Kontrolsüz bir adrenalin ile  geldiği yeri hazmedemeyişi harmanlayan deli  bakışları.

Ne yapsan olmuyor.
Kültürsüzlüğün,  görgüsüzlüğün, basitliğin, açlığın her şeyin önüne geçiyor.  Sadece çalma, çırpmaya, vebal almaya işleyen kıt aklın bile  durup durup sana “Saygı görmüyorsun, sende bir şeyler eksik”  diye fısıldıyor. Bu fısıltıyı duydukça iyice kontrolden  çıkıyorsun. “Bana saygı duyun, önümde eğilin. Eteklerimi öpün”  diye tepiniyorsun ama olmuyor.
Olmuyor işte.

En  yakınındakiler bile senin iflah olmaz kifayetsizliğine,  insanlıktan çıkmış öfkene, Allah’a şirk koşma noktasına gelmiş  kibrine dayanamıyorlar.

En uyanıklar ile kullanım  tarihinin tamamen sona gelmesini bekleyenler kaldı sadece  çevrende. Bir de bir delinin gölgesi ardında kirli oyunlarını  yürütenler.

Boşsun, bomboşsun.
Bir genelev fedaisi  kadar ruhsuz ve hoyratsın.
Kabadayılığın da hikâye,  dobralığında yalan, “delikanlılığın” da naylon.
Hak,  hakkaniyet, adalet, merhamet gibi kavramlar kapından bile  geçmemiş.
Alım-satım ustalığından, ticari uyanıklıktan dem  vurarak örtmeye çalışıyorsun bu büyük eksikliğin  üzerini.

Sahi kimsin sen?

Hep aynı yerden servis  edilen üç adet gençlik, çocukluk ve askerlik fotoğrafından  başka neden görüntün yok senin?
Hangi okulları bitirdin,  kimlerle aynı sıralarda oturdun?
İlkokul öğretmenin  kim?
Neden bir kişi bile çıkıp seninle ilgili bir tek  anısını anlatmıyor?
Seda Sayan’ın bile mahalle yıllarından  bir fotoğraf çıkıp geliyor da, senin geçmişin neden bu kadar  sis perdelerinin ardında gizli?
“Olmayan” biri misin yoksa  sen? Hangi merkezlerde programlandı hastalıklı  beynin?

Bütün değerlerden neden bu kadar yoksunsun; en  kutsal kavramların içini boşaltmada nasıl bu kadar  maharetlisin? Hurafe, iftira, şirret ve cehaletten beslenen  dilin; hırstan ve doymamışlıktan ibaret kişiliğin, bir ağaç  kovuğundan başka hiçbir şey olmayan fani bedeninle tarihin  onurlu sayfalarında yer almaya soyunma cesaretini nereden  buldun.

Duyduk ki şimdi de “padişahçılık”  oynuyormuşsun. Şah oldun, sıra şahbaz olmaya geldi. Her mevki  ve makamı tattın, geriye “padişahlık” kaldı öyle mi?
Senin  montaj ürünü kimlik ve bedeninden kuşkusuz bir Fatih, bir  Yavuz, bir Kanuni olmaz ama Deli İbrahim-Vahdettin karışımı  bir kukla, pekâlâ olabilir. Seni bütün bu defolarınla sahnede  tutanların işine fazlasıyla yarar böyle acınası bir bez  bebek.

Esiyorsun, gürlüyorsun, tepiniyorsun.
Pazarcı  gibi tiz çığlıklar atıyorsun.
Deli bakışlarını devire  devire, boyun damarlarını şişire şişire  höykürüyorsun.

İyi de sen ne istiyorsun?

Karun  oldun. Çocukların ülkedeki simit tablalarından bile haraç  alıyor, gudubet karın ipek kumaşlara, paha biçilmez  mücevherlere büründü. Şakşakçıların ceylan derisi koltuklarda  basen büyütüyor. Bu kadarı da olmaz ki diyen kim varsa işinden  aşından ettin, zindanlara attın, ailelerini açlığa mahkûm  ettin. Gencecik üniversite mezunları işsizlikten intihar  ediyor. Doktorlar, öğretmenler, polisler, subaylar açlık  sınırında yaşıyor; emekliler pazarlardan sebze artığı  topluyor. Şehit katilleri Meclis’te suratımıza çemkiriyor. Sen  hâlâ üstündeki pahalı elbiselerin, özel yapım som altın kol  saatin, ipek kravatınla karşımıza geçip kusuyorsun da  kusuyorsun.

Kime bu kinin?
Nereye doğru gittiğini  bir gün olsun düşündün mü? Olmayan vicdanınla bir gün olsun  kendine “Acaba biraz ileri mi gidiyorum” diye sordun  mu?
İtikadın da yalan biliyoruz.
Ama bir gün olsun “Ya  hesap günü varsa” diye endişelendiğin oldu mu?

Evet  var.
Hesap günü var.
Ve sanki bu saldırganlığın, bu  doymazlığın, tamah etmez azmışlığın, O hesap gününü biraz daha  yaklaştırıyor. Artık Allah’ın gözüne batıyorsun  birader!
Fazla parazit yapıyorsun, ortalığı hacminden fazla  kirletiyorsun. Elde ettiklerinle şükür etmeyi, biraz da  başkalarını düşünmeyi başaramadın. Böyle bir kapasiten yok  çünkü.

Dünyaya yemeye, içmeye, dışkılamaya, kin ve  nefret aşılamaya gelmişlerdensin. Üste bir de kibir  yapıyorsun, işte bu hiç çekilmiyor.

Senin sonunu da bu  yamyam kibrin getirecek…

FATMA SİBEL  YÜKSEK

KENT  GAZETESİ

Benzer Yazılar

Cevap yaz